• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL
GÖLBAL

Yağmur olup gelemiyorum

Ramazan GÜNTAY

Ramazan GÜNTAY

E-Posta : ramazan.guntay@gmail.com


 

 

 

 

Sevgili dostum, yazı yazdığım gazete ve sitelerin sahipleri, benden ille de yazmamı istiyorlar. Ancak, sen de bildiğin gibi ben öyle sık sık yazamıyorum. İçim dolmadıkça, hasret ve özlem yüreğimi yakmadıkça içimden geldiği gibi yazamıyorum. Geçtiğimiz hafta sonunda Bingöl Dernekleri Federasyonu’nun gecesine katıldım. Orada hemşehrilerle buluştum, hasret giderdim, sohbet ettim. Onlar da yazılarımı beklediklerini dile getirdiler.

Şimdi herkes benden seçim arefesi olduğu için bu konularda yazmamı istiyorlar. Bu konuda geçtiğimiz hafta yazmıştım. Doğrusu içimden yeni bir yazı yazmak gelmedi. Çünkü değişen bir şey olmadı. Ne yazık ki, “binbaşı”lıktan kurtulamadığımız için bir araya gelemiyoruz, ortak bir noktada buluşamıyoruz.

 MASAYA YUMRUK VURAMADIK

 Gecede yapılan konuşmalarda misafir bulunan siyasi parti temsilcilerinden hemşehrilerimize de aday olarak yer verilmesi istendi. Oysa ben konuşma yapanlardan, “Arkadaşlar, seçim listelerinizde hemşehrilerimize yer vermezseniz hiçbirinize Bingöllüler olarak oy vermeyeceğiz” demelerini beklerdim. Yani masaya yumruk vurmalarını bekledim. Ama olmadı, sadece ricada bulunduk. Bu da ne kadar etkili olur bilemem. Ben daha önce de söylediğim gibi Bingöl’den aday gösterilmemesi halinde hiçbir partiye oy vermeyeceğim, sandık başına gidip boş oy kullanacağım. Neyse, bunlar geride kaldı sevgili dostum. Bugün seninle, yıllar önce yazdığım ve memleketime olan özlemimi dile getiren bir yazımı paylaşmak istiyorum:

ÖZLEMİN BİTMİYOR MEMLEKETİM

“Sevgili dostum, sana yazmayalı yine uzun zaman oldu."

Oysa yazacak o kadar çok şey var ki, neresinden başlayacağımı bilemiyorum. Her sabah kalktığımda “Bugün mutlaka yazacağım” diyorum ama dünya işleri beni rahat bırakmıyor...

Sanki dünyanın bütün işini ben bitirmek zorundaymışım gibi oradan oraya koşuşturup duruyorum ve seni unutuyorum.

Beni affet ne olursun...

Sıla hasreti yine yakıp duruyor bütün benliğimi. Nane, kekik, reyhan kokulu dağlar, şırıl şırıl suların aktığı vadiler burnumda tütüyor.

Birkaç ay önce burnunun dibine kadar gittim ama daha ilerisine gidemedim.

Yine bağlanmıştı yollarım.

Bu kez bağlayan sıcak ve yorgunluktu...

Benim yerime oğlum gitmişti o doğup büyüdüğüm dağlara, derelere, meşe ormanlarına...

Hayatında ilk kez yaban domuzlarını görmüştü ve hayret etmişti büyüklüklerine...

Haklıydı oğlum, onun gördüğü en büyük hayvan sokakta “bayılan” ayılar ve köpeklerdi, şehrin sokaklarında oradan oraya koşturan...

NİNNİ GİBİ BÖCEK SESLERİ

 “Gece” diyordu “Böcek sesleri adeta bir ninni gibiydi. Hele o dağlardan gelen binbir çiçeğin kokusu müthiş rahatlatıcı bir şeydi “ diyerek duygularını dile getiriyordu...

Babamın, yani dedesinin mezarını da ziyaret etmişti...

Başında oturmuş bir Fatiha okumuştu...

“Baba” diyordu ve sözlerini şöyle sürdürüyordu:

“Mezarlığa vardığımda dedemin mezarı hemen kendisini belli ediyordu. Çünkü düzenli ve sağlam kalan hemen hemen sadece onun mezarıydı. Tabii büyük dedemin ve dedemin kardeşinin mezarı da öyle. Bir şey dikkatimi çekti, dedemin mezarında o kadar güzel bir çiçek yetişmişti ki, başka hiçbir yerde o çiçekten göremedim. Ve oradan insanı mest eden, rahatlatan, huzur veren bir koku yayılıyordu etrafa...”

Evet sevgili dostum, biz atalarımızı orada yalnız ve sahipsiz bıraktık. Ama onları ve tüm insanlığı Yaradan, onları sahipsiz bırakmamıştı...

O, sevdiği kullarını toprağın altında da olsa koruyor ve kolluyordu..

Ve adeta bize bir mesaj veriyordu :

“Size bahşettiğim toprakları, her an sizden alabileceğim bir can uğruna terkedip gittiniz. Hem de sizin dünyaya gözlerinizi açmanıza vesile olanları mezarlarında yalnız bırakarak. Oysa onlar hep arkanızdan sesleniyorlar, (Gel, yağmur ol gel, rüzgar ol gel) diyorlar ama siz duymuyorsunuz. Onların feryadı türkülere bile girdi de sizin kulağınıza girmedi. Ne kadar vurdumduymaz ve korkakmışsınız....”

 BİZ KORKAĞIZ, AFFET BİZİ ALLAHIM…

 Evet biz korkağız, affet bizi Allahım...

Senin verdiğin canı kaybetmekten korktuğumuz, “vatan” dediğimiz, kaybettikten sonra her gece rüyalarımızda görüp uykularımızdan olduğumuz toprakları terk ettiğimiz için bizi affet...

Doğru...

O türkülerde, “Yolun açık, aydın olsun; Allah muinin olsun” diyor ama biz yine de duymuyoruz...

Korku ve gaflet bizi hem kör, hem sağır etti..

Umarım affedersiniz...

Bizim artık af dilemekten, Sana yakarmaktan başka çaremiz, yolumuz kalmadı...

Ne yazık ki yağmur olup gelemiyoruz...

Ne yazık ki rüzgar olup koşamıyoruz...

Sılama doğru uçan turnalara yol soramıyoruz...

Gelmiyoruz, koşmuyoruz, sormuyoruz...

Bir gün sahip olduğumuz her şeyi bırakıp sadece, -tabii o da nasip olursa- iki metre amerikan beziyle bu dünyadan göç edeceğimizi hiç aklımıza getirmiyoruz...

Dünya için bunca çabanın, gayretin bir hiç olduğunu ne yazık ki fark edemiyoruz...

Ne yazık ki, “insan” olma hasletimizi kaybetmişiz...

Her şey olabiliyoruz ama ne yazık ki bir türlü “insan” olamıyoruz...

Kelimenin gerçek anlamıyla İNSAN...

Önce Allah, sonra da o topraklarda yalnız bıraktığımız atalarımız bizi affetsin demekten başka bir şey gelmiyor elimden...

AFFEDİN BENİ NE OLUR...”

 

 


 

İzlenme: 1028 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

BİNGÖL - HAVA DURUMU

BINGOL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ