• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL
GÖLBAL

Hasret nedir bilir misin dostum…

Ramazan GÜNTAY

Ramazan GÜNTAY

E-Posta : ramazan.guntay@gmail.com

  

Sevgili dostum, yine uzun süredir elim kaleme gitmedi… Yazamadım… İçim doldu, taştı ama yine de yazamadım… Çünkü bu yıl da hasretiyle yanıp tutuştuğum memleketime adım atamadım.

Çeşitli nedenlerle hep erteledim… Sonra da….

Neyse velhasıl hasret ateşiyle yine yanıp durdum. Garip kardeşim ille de yazı diye tutturunca ben de 2009 yılında yazdığım ve memleketime olan hasretimi dile getiren yazımı sizinle bir kez daha paylaşayım dedim… Kusuruma bakmayın dostlar…

“Hani şu insanın yüreğini bir kor gibi yakan şey...

An gelir her tarafını bir ateş sarar, nefesin daralır bir an...

Sanırsın ki, Cehennemin ortasındasın...

Gözlerin dalar, ruhun uzaklaşır bu dünyadan o an...

Ve kendi kendine mırıldanırsın, gözlerinden akan yaşlarla birlikte...

“Ne farkı var Cehennemden, bu yaşadığım dünyanın... Hasret ateşini dindirmek elimdeyken, dindiremiyorum....”

Hasret ateşini sana defalarca anlatmaya çalıştım ama bir türlü başaramadım…

O gün bugündür o ateş yine bağrımı yakmaya devam ediyor…

Hem de ne yakış… Volkanların savurduğu lavlar, ateşler yanında küçük bir kor olarak kalır…

İşte, o benim köyüm

İlkokuldayken bizlere bir şarkı öğretirlerdi:

“Orda bir köy var uzakta

Gitmesek de görmesek de

O köy bizim köyümüzdür.”

Evet...

Orda bir köy var uzakta...

İşte o köy benim köyüm... Babamın köyü… Aziz amcamın köyü…

“Beni bir kere götür” diye defalarca söylediği halde bir türlü amcamı götüremediğim köyümüz…

Hani şu dağları kekik, reyhan, nane kokan; pınarlarından hayat fışkıran; insanları sevgiyle dolu; gözleri aşkla bakan köyüm...

Gitmek istiyorum ama gidemiyorum...

Bağlanmış yollarım, viran olmuş bağlarım...

Hanelerinde baykuşlar ötüyor; kurda-kuşa yuva olmuş...

Korkuyorum dostum, korkuyorum…

Korkuyorum ki, o güzelim köyümde doğru dürüst dumanlar tütmeden bu dünyadan göçüp gideceğim…

Tek tük dumanlar tütüyor ama gönlümdeki gibi değil be dostum…

Bağlanmış yollarım bir kere

“Keşke” diyorum “Keşke orada olsaydım şimdi. Viran da olsa, damlarında baykuşlar da ötse...”

Diyorum ama yine de gidemiyorum...

Dedim ya, bağlanmış yollarım bir kere...

Hasret ateşi yüreğimi yakıyor yakmasına ya...

“Ah... Ah....” çekmekten başka bir şey gelmiyor elimden...

Sonunda gittim ama dünya gailesi yüzünden doyasıya hasret gideremeden geri dönmek zorunda kaldım…

Ne olurdu, ne olurdu biraz daha kalabilseydim… Geçim sıkıntılarını düşünmeden, gurbetteki öğrenci oğluma harçlık yetiştirmeyi aklıma getirmeden, arabanın, mobilyanın taksitini nasıl ödeyeceğimi hesaplamadan, gönlümce köyümde kalabilseydim…

Kalamadım dostum, kalamadım ve adeta “ateş almaya gitmişçesine” çarçabuk geri döndüm…

Döndüm, çünkü işimi kaybetme korkusu da vardı..

Şimdilerde ise, türkülerle söndürmeye çalışıyorum yüreğimdeki hasret ateşini...

O yürek dağlayan kaval sesi, gönül telimi sızlatan sazın telinde arıyorum teselliyi...

Ve yanık bir ses haykırıyor; “Gelye Zilan, Gelye Zilan, dayka daykamın...”

Niye viran bıraktınız ocağımızı?

O yanık türküyle ben de sılama doğru yola çıkıyorum hayal dünyamda...

Uçsuz bucaksız ovalardan geçip, engin dağları aşıp, Şeytan Dağları’nın kovuklarına doğru uzanan köyüme ulaşıyorum...

Beyaz bir örtü sarmış damlarını...

Hafiften dumanlar çıkan bacalarından...

Doğruca mezarlığa yürüyorum... Çünkü babam orada, dedem orada, amcam orada, kuzenim orada...

Ya babaannem...

O gurbet ellerde toprak oldu... Onun yanına bir de Aziz amcamı koydum…

İkisi de bu topraklara hasret ateşiyle yanıyordu…

Yüreğim yanıyor dostum… Bağrımı öyle bir ateş sardı ki, “ah”larım gönül dünyamda kainatı sarsıyor… Amcam çok istemişti köye gitmeyi, “Beni bir kere götür, bütün masraflarını ben karşılayacağım… Gidelim, babamı ve senin babanı, kardaşımı göreyim” diyordu…

Ama ne yazık ki O’nun bu dileğini yerine getiremedim, gelecek korkusu, endişesi yüzünden…

Bunları da düşünürken kendimi köyümde buldum, babamın başının ucundayım…

Şimdi ise ağlıyorum doyasıya... Geçmişi bana anlatanlarla...

Onlar da ağlıyor bana bakarak ve soruyorlar:

“Niye viran bıraktınız ocağımızı?”

Cevap veremiyorum...

Verecek cevabım yok çünkü…

Nasıl derim ben onlara, “Biz korktuk... Çok korktuk... Yok olmaktan, toprak olmaktan...”

Nitekim diyemedim...

Sadece sessizce gözyaşlarımı akıttım onların mezarlarının üzerine...

Hasret nedir anlatamıyorum

İşte sevgili dostum...

Hasret nedir yine anlatamadım...

Anlatmam da mümkün değil zaten...

Onu yaşaman gerekir; yüreğinin, benliğinin derinliklerinde hissetmen gerekir...

Ben kelimelerin yettiğince duygularımı anlatmak istedim sana...

Öylesine doluyum ki, anlatmak istiyorum ama...

Bir türlü anlatamıyorum...

Anlasana be sevgili dostum...

Bağlanmış yollarım bir kere...”

İzlenme: 1327 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

BİNGÖL - HAVA DURUMU

BINGOL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

Ziyaretçi Sayacı

Bugün:
0 hit, 0 ziyaretçi, 0 ziyaret
Bu hafta:
1324 hit, 715 ziyaretçi, 815 ziyaret
Bu ay:
4650 hit, 2119 ziyaretçi, 2614 ziyaret
Toplam:
778016 hit, 245743 ziyaretçi, 341692 ziyaret