• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL
GÖLBAL

Zaza Nurettin

Güler GÜRÇAY

Güler GÜRÇAY

E-Posta : haberci12@gmail.com


Herkes insan olarak doğar ama insanca bakmadığı, düşünmediği zaman insanlıktan çıkabiliyor.
Gerçek anlamda insan olmak için birçok meziyete sahip olmak ya da böylesi meziyetleri edinme gayreti içinde olmak gerekir. İnsan olma vicdan gerektirir, merhamet gerektirir. İnsanın ulaşabildiği en yüce nokta vicdan ve merhamettir.
Çünkü bu duygular dilde kalırsa hedefe ulaşılmaz hedef; hizmettir, icraattır.
Örneğin annelik; sevginin en derin, en içten yaşandığı durumdur. Yaşamını sadece aklıyla yöneten insanlar kendi içlerinde huzuru, inancı, güveni, sevgiyi bulamazlar.

Geçen gün gazeteleri okurken 1 Mayıs 2010 tarihli Yeni Şafak gazetesi'nin yazarı Sayın İsmail Kılıçaarslanı'ın bir yazısı dikkatimi çekti ve aynen aktarıyorum:

 

90 'lı yılların hemen başında pırıl pırıl bir yaz akşamı.
Muğla'nın denizden biraz uzak küçücük bir kasabasının tozlu yollarında bir kamyonet ilerliyor tıngır mıngır. Şoför, sora sora kasabanın tek ilkokulunun lojmanını buluyor. Bingöl'den beri neredeyse iki gündür yol gelen sekiz kişilik bir aile iniyor kamyonetten.
O gece eşyaları usul usul taşıyorlar iki göz eve.


Ailede Türkçe bilen tek insan, evin babası. Yani, devletin 'can güvenliğin yok, seni bir okula hademe yaptık' diyerek buraya yolladığı o dağ gibi korucu. Ailenin geriye kalan tüm üyeleri Zazaca anlaşıyorlar.

Evin en küçük oğlunun adı Nurettin… Gözleri çakmak çakmak, zeki, fişek gibi bir çocuk…
Yaz bitimi, babası Nurettin'in elinden tutup onu okulun bir sınıfına götürüp bırakıyor. Tek kelime Türkçe bilmeyen Nurettin, Zazaca ağlıyor çaresizliğine.

Yarıyıl yaklaştığında Nurettin hem Türkçe, hem okuma hem de yazma öğreniyor. Zaten birinci sınıf da, bütün derslerinin 'pekiyi' olmadığı tek öğrenim yılı oluyor.

Büyüyor Nurettin. Keskin bir yoksulluğun yakıcı bir ötekiliğe eşlik ettiği bir çocuk nasıl büyürse öyle büyüyor.
Nurettin'in beşinci sınıfa başladığı o sene bütün arkadaşlarını bir telaştır alıyor. Anadolu Lisesi sınavları var çünkü. Ve yine çünkü bu küçük kasabada herhangi bir ailenin çocuğunun Anadolu Lisesi sınavını kazanması büyük olay...
Bazı yıllar iki, bazı yıllar bir, bazı yıllar hiç, çocuk kazanıyor sınavı zira.

 Nurettin'in aklında herhangi bir sınava girmek olmadığı gibi Anadolu Lisesi sınavlarının ne olduğuna, ne işe yarayabileceğine dair bir fikri de yok. Ta ki bahçede oyun oynadığı o güne kadar.

O gün iki öğretmen çocuğu yaklaşıyor yanına Nurettin'in. Sedat ve Ahmet… İkisi de 5-A sınıfından. Çünkü 5-A'da sadece zengin ve memur çocukları okuyor. Çiftçi çocukları ve diğer kaybedenler 5-B'deler. Ahmet, 'sen sınava girecek misin?' diye soruyor Nurettin'e. Sedat, fırsatı kaçırmıyor: 'Bu mu girecek sınava?
Bu önce Türkçe konuşmayı öğrensin.
Hem biz dershaneye gidiyoruz oğlum. Bu nerden ödesin dershane parasını?'

O gece sabaha kadar gözüne uyku girmiyor Nurettin'in. Sabah ilk iş, kasabanın tek eczacısı 'sosyal demokrat Musa Bey'e gidiyor.
Sınavın ne menem bir şey olduğunu soruyor. Kazanmak için ne yapması gerektiğini soruyor. 'Sosyal demokrat Musa Bey' test kitapları buluyor Nurettin'e.

Sonra bir şey oluyor. Kasaba genelinde yapılan ilk deneme sınavında yedinci oluyor Nurettin. Tabii ki Sedat ve Ahmet de ilk beşte.
Nurettin'in bu başarısı, 5-B'nin öğretmeni Naim hocanın dikkatini çekiyor. O da testler getiriyor. Hatta o yıllarda gazetelerin verdiği yaprak testleri temin ediyor…

İkinci deneme sınavında beşinci oluyor Nurettin. Sonrakinde üçüncü. Sonra da zaten birinciliği kimseye kaptırmıyor.
Sınav günü gelip çatıyor. Sınav, ilçede yapılacağından, kasabanın sınava girecek bütün çocukları okulun ayarladığı minibüsle gidecekler…

Nurettin de geliyor buluşma noktasına. Üstünde kırmızı bir tişört, altında lacivert bir pantolon… Seda da orada… Seda, yani Nurettin'in 'böyle de güzel olunmaz ki' dediği kız işte. 'Minibüste yan yana oturalım' diyor Seda. Kalbi yerinden çıkacak Nurettin'in. Sınavı mınavı unutuyor. O derece.

Tam minibüse bineceklerken Ahmet geliyor ikisinin yanına.
Eliyle Nurettin'in kıyafetlerini işaret ederek ve neredeyse bağırarak 'aaa, benim tişörtümle pantolonum. Annem benim eskilerimi sana mı veriyor lan?' deyiveriyor.

Nurettin sınava, Seda'nın en uzağında, minibüsün motor kapağının üzerinde oturarak gidiyor. Dönerken de aynı yerde dönüyor kasabaya. Giderken de, dönerken de gözlerindeki nemin sebebini kimse sormuyor.
O yıl kasabada Anadolu Lisesi'ni kazanan tek öğrenci Nurettin oluyor.

Nurettin, Cuma akşamları elinde neredeyse kendinden büyük bir valizle Muğla'daki Anadolu Lisesi'nden kasabaya geliyor. Okul formasının sol üst cebinde pırıl pırıl bir arma...

Kasabanın ortaokulunda okuyan Sedat ve Ahmet, Nurettin'i gördükleri her seferinde yollarını değiştiriyorlar.
Nurettin sonunda ikisini de kıstırıyor bir köşede. 'Korkmayın' diyor, 'arma Anadolu Lisesi arması, ama ceket yine de başkasının eskisi.'

Seda'yı mı soracaksınız? Bilmiyorum.
Sınav gününden sonra bir daha asla karşılaşmamayı seçiyor onunla Nurettin. Okulunun armasıyla o eski kırmızı tişörtü hala saklıyor fakat.

 

İzlenme: 1044 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

BİNGÖL - HAVA DURUMU

BINGOL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

Ziyaretçi Sayacı

Bugün:
0 hit, 0 ziyaretçi, 0 ziyaret
Bu hafta:
435 hit, 126 ziyaretçi, 142 ziyaret
Bu ay:
4720 hit, 1973 ziyaretçi, 2389 ziyaret
Toplam:
765326 hit, 241445 ziyaretçi, 335375 ziyaret