• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL
GÖLBAL

KÖYLERİMİZ UNUTULMASIN 2

Güler GÜRÇAY

Güler GÜRÇAY

E-Posta : haberci12@gmail.com


Dediğim gibi geçmiş zaman olur ki…

Çünkü bunlar artık değişti her şey tersine döndü.
Artık bakkalın levhası bile market oldu.
Şifalı ayranın yerini illet kola aldı.
Peki neden böyle olduk?
Bunu da nihayet dergisi yazarlarından Sayın Kemal Özer’in kaleminden alayım. Özetle “köylere elektrik geldikten sonra olmaya başlamıştı.
Yıl 1980.
Ardından evlere televizyon girmişti gençleri avlayan.
Sonra zorunlu eğitimi 8 yıla çıkaran 28 şubat süreci ve onu izleyen 4+4+4 sistemi.
Köyde sadece ilkokula yetecek sınıf ve öğretmen vardı.
Devlet kız ve erkek çocuklarını kasaba ve ilçeye taşımaya veya yatılı okullara götürmeye başlamıştı.
Okul bitince kimse köye dönmek istemiyordu.

Dönenler de eski köylülere benzemek istemeyen bir kılık kıyafete sahipti. Derken üniversite hayatı ve çocukların peşinden giden aileler, şehir varoşlarını doldurmaya, köydeki müreffeh hayat yerine asgari ücretle özgür köleler olmaya başlamıştı.
Özentiler birbirini izlemiş, köyde mini eteğe varan giyim ve makyaj devrimi başlamıştı.
Su, dün köy çeşmelerinden sağlanırken bugün her eve su faturası geliyordu.
Eskiden bulgurunu, ununu, eriştesini, çökeleğini, ekmeğini, salçasını, kurutmalıklarını yapan koyun keçi besleyip kendi taze sütünü  içen yoğurdunu, ayranını, tereyağını yapan köylü gitmiş yerine sanki bambaşka bir gezegenden ithal edilmiş varlıklar gelmişti” ve artık bağ bahçede ekip dikenler az seviyeye inmişti.
Gençler okulu bitirdiğinde yirmili yaşlara gelmişti artık köy hayatına ait hiçbir bilgiye sahip değiller.
 

Güneşi dağların arasından batırarak uykuya yatmak dağların güneşi uğurlayıp gölgeleri birbirine verişleri şehirlerdeki gürültüden kirlenmiş kulaklarımı temizlemek bir yaz gecesinin bulutların arasında kah kaybolup gölge ettiği kah bulutlardan sıyrılıp mertçe ışığını dağlara yansıtan ayın köyümü aydınlatması insanoğlunun hiçbir icadı bunların verdiği keyfi veremez.

Yazar don passos derki yol sizi nereye götürüyorsa gitmeyin, yol olmayan yerden gidin ki iz bırakın.

Bu bana köyde yaşadığım keçi yollarını hatırlatır.

Köy kadimdir, eskidir, klasiktir, köyde ekinler boy verir, tarlalarda otlar boy atar, çayırlarda hayvanlar dört döner.

Tandırlar yakılır, tandırı olmayan köylerde ocaklar yakılır.

Saclarda ekmekler pişer. Dağ eteklerinden sular getirilip çeşmeler yapılır.
Bu çeşmeler köy ortasında gürül gürül akar.

Çayırlarda bentler, arklar, bereketli rüzgar her yanı sesle doldurur ve sese insan ses verir kuşlar eşlik eder derken bir hayat belirir.

Köy nice insanla nice sesle nice hikayeyle var olur.
İşte köyün köklü ve esaslı geleneği göreneği türküyle, ağıtla, kültürle hatırasıyla yoğrulmuş dünyası budur.
Köy hayatı kendini dünyaya tırnaklarıyla kazıyan her şeye rağmen kendi dünyasında yaşlısı asla kendi köyünden kopmayı düşünmez.

Köyünün komşuluğundan, paylaşımından, tarlasından, tumundan kopmayı düşünmez. Çünkü köyün her karışında o insanların ömrünün baharını yaşadığı hatırası, yaşantısı, sevgisi, özlemi vardır.
O yaşlı insanlar kendi köy dünyasında şifayı suyunda havasında bulur.

Bedeninin koflanmamış sağlığını köyünün toprağında çalıştığı emeğinde arar. Çünkü köy insanı yalındır.
Toprak evine sadıktır, düşünceleri hep saf, yüce ve asildir.

Şehir insanı şehir penceresinden ve şehir yaşamından kendi dünyasıyla haşır neşir oluyorsa köy insanı kapısının önünde oturur uzun uzun geçmişini veya gücünün azalışını ya imkansızlıklardan geçmişinde yapamadığına hayıflanıp uzun uzun düşünüp ya da dağına tarlasına çayına bakıp sevgisini yeşertmeyi düşünür. Çünkü bu asil yaşlı köy insanı hala geleneklerinin göreneklerinin ısrarlı sürücüsüdür.

Çünkü düşünür ki köy geridir, eskidir, fakirdir.
Yeni dünyalardan bir haberdir.
Bakışı, değerleri, kültürü teknolojinin gerisindedir.
Düşün ki ben şehir hayatına gitsem köyümü bıraksam düşünce tarzım yaşantım dünyaya bakış açım hatta dilim şehirleşmenin gerisindedir.
En doğrusu ben köyümün insanıyım der.
Çünkü köy insanı zamanın ona reva gördüğü hayatı yaşlı gözlerle hatırlar bulutlu bakışlarıyla süzer özlem duyar hüzünlenir.
Başkalaşmak istemez.
Köydeki ocağını harlar kapısını açık tutar misafirperverliğini unutmaz.
Gidenleri yolcular. Gelenleri ağırlar.

Eskiyi yaşatmak isteyen bir dünyası vardır.
Sonuç olarak içimdeki birikimleri hür bir kalem kullanarak yazmasam da biraz dile getirmiş oldum.

Toprağını seven toprağını kendine yer bilen en iyi ozanımız Aşık Veysel’e sözümü bıraksam ne olur ki?

Aşıklar söyler çünkü gönüllerini kendilerinden taşarcasına dertlidir.
Sözü de sesi de onda saklıdır.

Çünkü toprak ve saz gözleri karşılığında ona verilmiş iki kutsal emanettir. Topraktan köyden bütünleşen bu ozanın sözleriyle bitiriyorum.

Bir küçük dünyam var içimde benim, mihnetim ziynetim bana kafidir, görenler dar görür geniştir bana, sohbetim ülfetim bana kafidir.

İzlenme: 468 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

BİNGÖL - HAVA DURUMU

BINGOL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ