• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL
GÖLBAL

BU MEMLEKET HEPİMİZİN

Güler GÜRÇAY

Güler GÜRÇAY

E-Posta : haberci12@gmail.com

 

Siyasette çözümü sokak eylemleri yerine, seçim sandığında aramak daha akılcı ve daha gerçekçidir. Seçim beyannamesinin içeriğine baktığımızda ise herkesi her kesimi  içine alan büyük bir başlık söz konusu.

Hizmet ve demokrasi, seçime ve seçmene odaklanmak, gerilimden ve polemikten uzak durmaktır.
Nihai değerlendirmede, demokratik siyasi rekabet bir ölüm kalım savaşı değil, hizmete dönük bir rekabettir ve öyle olmalıdır.
Önümüzde Cumhurbaşkanı seçimi var ve daha sayısız seçimlerde önümüzdeki yıllarda oy kullanacağız.
Kimse farklı düşünüyor diye bu ülkeyi terk etmemeli.
Daha açıkçası bazı gazete köşelerinde, topluma nefret pompalayanların çocukları da torunları da bu ülkede yaşayacak.

İhtirasın boyu aklın boyunu aştığı zaman ve koltuklara sahip çıkmak için verilen kavga, hizmet için sürdürülmesi gereken rekabeti unutturduğu zaman bundan bütün toplum zarar görür.
Demokrasilerde bu nedenle iktidarın var olması yetmez.
Muhalefette mutlaka var olmalıdır.
Özellikle de toplumsal yaşamda, politikada ve ekonomide herkesin bir ölçüde kazançlı çıkması gerekir.
Tıpkı geride bıraktığımız seçimler gibi.
Türkiye hem Cumhurbaşkanı seçimine giden gergin bir süreci yaşıyor ama durum şunu gösteriyor ki; bugün ki Cumhurbaşkanlığı seçiminin kader ağlarını halk örüyor.

Halkın dediği oluyor.

Ne tuhaf, geçmişte Celal Bayar köşke çıkmasında kim çıkarsa çıksın, Turgut Özal köşke çıkmasında kim çıkarsa çıksın, Süleyman Demirel köşke çıkmasında kim çıkarsa çıksın...

Bugün aynı senaryo bu defa da Recep Tayyip Erdoğan köşke çıkmasın da kim çıkarsa çıksın...

 Ama şu bir gerçektir ki Recep Tayyip Erdoğan'ın partisi üç dönemdir iktidara geliyor, son seçimde yüzde 45.5 oy aldı.
12 yıldır Başbakanlık koltuğunda oturuyor.

Bütün bunları toplama-çıkarma yaparsak sonuç olarak: Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmak istemesi de normal.

Gelelim sözün özüne, yaklaşık iki yıldır  şehit haberi gelmiyor, çatışma haberi gelmiyor, kan dökülmüyor.
Barış sürecinin başarılı olması için bir olduk. İster asker, ister dağdaki bunlar hepsi birer ana evladı.

Ülkemiz uçuruma doğru sürükleniyor.

İç savaşa doğru koşuyor, koştukça yoldaki kuzular telef oluyor.
Bazı şeyler yazmak isterim ama bakıyorum öbür cepheye, ekranlarda söylenenleri izliyorum, gazetelerde yazılanları okuyorum ve bunların demokratik bir siyasetten bahsederken artık siyaseti kişisel bir nefrete dönüştürdüklerini görüyorum.

Tek dileğim Allah'tan, barış sürecinin devam etmesi.
Bizim hep beraber Türkler, Kürtler, Sünniler, Aleviler aynı bayrak altında durarak sonsuza kadar barışı getirmeliyiz.
Bu ülke de yaşanacaksa bu yapılmalıdır.
Tuhaf bir şekilde Alman basınının Türkiye ye olan kinini açıkça gazetelerden okuyoruz ama Almanlar unutmasınlar ki yakın geçmişte hem çok çektiler hem de dünyaya çektirdiler.
Bunu niye yazıyorum, Almanya dan gelenlerin bazısı ''Bizim Almanya...'' diyorlar. İyi dinle arkadaş; Almanya'nın sebep oldukları ikinci Dünya Savaşında 50 milyon asker ve sivil can verdi.

Sonunda ülke ikiye bölündü.
Başta yapılan yanlış sonrasında dilenen özür neye yarar?
Çünkü halk perişan, derbeder olmuş ve sonunda Alman siyasetçiler dünyadan özür diliyorlar.
Ancak bir ince ve önemli ayrıntı var; Sayın Mehmet Barlas'ın şu paragrafını yazmadan geçemeyeceğim: ''Netice de Türkiye hem Cumhurbaşkanlığı seçimine hem de genel seçime gidecek.
Gergin bir siyasi süreci yaşamakta.
Bu süreç içinde seçim kazanma ihtimali olmayanlar yanında, zaten seçim sandığına ve seçmenin iradesine saygısı olmayanların, çoğulcu ve özgürlükçü demokrasinin kuralları dışında söylemleri seslendirecekleri ve bazı örgütlerin de yasa dışı eylemleri sahneleyecekleri kesindir.''

 

Kabul edelim ki çok şey değişti Türkiye'de ama bu yaklaşım şöyle ya da böyle hakimiyetini koruyor. Yeni sermaye birikimi, çalışma hayatı, iş güvenliği, karmaşık bir durum ortaya düşürüyor.
Bu arada tüm konuların gerçek savunucusu olan sol partilerin mevcut olmaması, sorunların demagojik tartışmalara dönüşmesine neden oluyor.
Laik olmak üzere yola çıkıp sonunda kendini cemaatçi bulanların dramını da, geçen bir yılda olup bitenlerin arasında bulunduğu herhalde hatırlatılmalıdır. ''Yurtta sulh, cihanda sulh.''  ilkesini hep birlikte yürütmek hepimizin görevi olmalıdır.

      Mübarek Ramazan-ı Şerif ayına girmek üzereyiz. Bu mübarek ayın hayırlara vesile olmasını ve bu ayda yapılacak olan ibadetlerin kabul olmasını, dünyamıza, memleketimize ve siz değerli hemşehrilerime ve okuyucularıma hayır ve barış getirmesini dilerim.

 

İzlenme: 852 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR