• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL
GÖLBAL

MEŞHUR SAİT USTA

Cafer YURTSEVER

Cafer YURTSEVER

E-Posta : caferyurtsever@gmail.com

 

Adam arkasından kapıyı kapatman önce, kucaklamaya hazır, gözlerini aça aça selam verdi içeriye. Gözüne ilişen olmuş olmamış fark etmezdi.
Patır kütür dalıyordu hep. Bir selam herkesle samimiyet kurmasına yetiyordu.  Yakasını kaptıran kolay kolay kurtulmazdı ondan. Umurunda değildi dünya. Ağırdan almak onun işi değildi. Bu mekana ikinci kez geliyordu.
Tutkal ve boya türü kimyasallar kokan mekâna “Dönerci Sait Usta” tabelasını yazdırmak için gelmişti daha önce. Sait Usta, kapıyı arkasından kapattıktan sonra, camekânlı bölüme doğru ilerlerken, kısa boyunu aşan gür bir ses tonuyla patır kütür konuşmaya başladı.

Çok konuşurdu. Ara vermeden, konu ayırmadan…
Bir döner ustası değil de bir berbermiş gibi davranıyordu. Ana caddenin ağzında bir sokaktaydı dükkanı. Tek göz, dar bir dükkândı. Seyyar bir satıcıdan farkı yoktu. Bir farkı, yeri belliydi ve sabahları saat yedide açıyor, akşamları saat ona kadar açık tutuyordu. İki masa içeride, iki masa da dışarıda. Müşterileri oradan geçerken et kokusuna dayanamayıp fiyat soran, ardından yemeye karar veren, yemeğini yiyip çıktıktan sonra bir daha buralara uğramayanlardı daha çok.

İşe çay ve tostla başlamıştı.
Bir aya kalmadan banka memuru müşterisi;

“Sait abi buraya bir döner koyamaz mısın?” deyip kulağına su kaçırmıştı.

Ertesi gün döner makinesi, küreği ve satırını satın almak için dükkânın penceresine “kapalıyız” yazısını astırdı. Dönüşte arka sokaklarda, az önce, yani 18 ay sonra, kapısından içeri girdiği tabelacısını buldu. Tabelacı yaşça kedisinden daha gençti, ama işinin ehliydi. Bilgisayarı canavar gibi kullanıyor, elinin altında binlerce örnek ve şablon bulunuyordu. Tabelanın zemin rengini, yazıların puntosunu seçmiş, Sait’in yanına “Usta” derecesini kondurmuştu. “Usta” derecesi kendisinin üzerine oturmuştu aslında. Sait Usta, kulağa da sıcak geliyordu.  Yaşı ve tez canlılığı bu dereceye uygundu.

Tabelacı, Sait Usta’yı arka odaya götürdü, üstüne beyaz bir önlük geçirdi, sarı renkte bir perdenin önüne dikti; sonra bir elini göbeğine koyup içeri doğru, diğer elini ensesine koyup öne doğru eğdi; Sait Usta iki büklüm olunca eline bir satır verdi.  Sait Usta hayatında ilk kez soru sormadan veya konuşmadan istenileni harfiyen yapmıştı. Diğer gün bir kasapla anlaştı.

Üzerinde döner kesen Sait Usta resmi, büyük puntolarla   “Dönerci Sait Usta” yazısı ve küçük puntolarla “1978” senesi duran tabela ile 18 ay iş yaptı. Üç günlük cenaze izni dışında 18 ay her gün döner kesti, yanında tost, ayran, çay, poğaca da sattı.

Adına yakışır şekilde ustalaşmak üzereydi ki; bir müşterisi, “Sait abi burada çiğköfte iyi gider” deyip bir kez daha kulağına su kaçırdı. Aslında o güne kadar işler yolunda gidiyordu.

İşte şimdi yine kendini tabelacıda bulmuştu.

Gürültüyle salapati içeriye dalmasına rağmen tabelacı bel bel bakıyordu hala.

“Tanımadın mı, ben Sait Usta.”

“Sait Usta… Abi kusura bakma, araya zaman girince.”

“Aziz kardeşim bana bir tabela lazım.”

“Hay, hay.”

Tabelacı bir yandan da Sait Usta’ya daha önce ne yazdığını hatırlama çalışıyordu, hatırlamadı.

“Çiğköfte satmaya karar verdim”

“Çok yerinde bir karar. Ayçiçeği gibi çiğköfteci açılıyor. 
Abime istediği gibi bir tabela yazarım.”

“Bilmez miyim?”

“Geç otur!”

Tabelacı, Sait Usta’yı sağına oturttu, ardından ekrana çiğköfteci şablonlarını çağırdı. Yüzlerce şablon vardı arşivinde.
Şablonlardan birine karar kıldı ve parenin sağ tuşuna çift tıklayıp bir alanı seçti. Seçtiği alana “Çiğköfteci Sait Usta” yazdı. Oku yazının köşesine sabitleyip, yazıyı aşağıya ve sağa çekti,  puntosunu büyüttü.

“Sait Usta abime bu da benden olsun” deyip bir klasöre çift tıkladı, açtı. Klasöründen Jpeg formatında bir resim seçti, seçtiği resmi tabelanın zımba teli köşesine taşıyıp, oraya bıraktı.

M harfi aşağıda, R harfi daha yukarıda olacak şekilde “Meşhur” yazıyordu resimde.

Tabela aşağı yukarı tamamdı.

“Meşhur Çiğköfteci Sait Usta”

Sait Usta, aklının ucundan geçmeyen “meşhur” derecesine ziyadesiyle memnun olmuştu.

“1978 yazsan tamam olur!”

Tabelacı, aylar önce Sait Usta için hazırladığı tabelayı hatırlamıştı bu arada.

Dönerci Sait Usta, 1978 yerine Meşhur Çiğköfteci Sait Usta, 1978 yazmış olacaktı.

Meşhur olunca dükkanı artık sabahın köründe açmayacak ve gecenin karanlığında kapatmayacaktı.

 

***

1978’de çiğköftecilik var mıydı? 1990’lı yıllarda meclis tabanına çiğköfte tutturulduğunu hatırlar gibiyim.  Bizde bütün işler bu şekilde yürüyor.
Meşhurun yerine bir derece koymanız yeterlidir, o şey olmaya.
Mesela tüccar, gazeteci, yazar, müdür, başkan, vekil, müstahdem, öğretmen, müfettiş, bakan, baş…
Aklınıza ne gelirse artık.

 

 

 

 

 

 

İzlenme: 1810 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

BİNGÖL - HAVA DURUMU

BINGOL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

Ziyaretçi Sayacı

Bugün:
0 hit, 0 ziyaretçi, 0 ziyaret
Bu hafta:
1360 hit, 726 ziyaretçi, 828 ziyaret
Bu ay:
4686 hit, 2130 ziyaretçi, 2627 ziyaret
Toplam:
778052 hit, 245752 ziyaretçi, 341705 ziyaret