• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL
GÖLBAL

MEMUR BEY

Cafer YURTSEVER

Cafer YURTSEVER

E-Posta : caferyurtsever@gmail.com


Ne diyorsun  Memur Bey?

Adım mı ne?

Benim bir adım yok. Bir yaşım yok. Bir yerim yurdum yok.

Adım Zeydin. Adım Ali. Adım Musa.

Buradayım, oradayım, her yerdeyim.

Yaşım, yaşım 50 veya  70 ya da 90, belki de 100. Bazen 40 yaşındayım,  bazen de bir asır yaşındayım.

Lütfen dikkat, bastığınız yere döktüm, üstünüze bulaşmasın. Dokunduğunuz yerde mizim var. Baktığınız, gördünüz her yerde… Halıda, duvarda, masanın ayağında, sandalyede, kapılarda… Televizyonun ekranında. Dokunduğum, öptüğüm ve gezindiğim her yerde. Her yerde.

Buradayım bazen, bazen de değilim. Nereye gittiğimi bilmiyorum. Gözlerimi açınca, burada olduğumu görüyorum. Aslında bir yere gittiğim yok. Ben hep yerimdeyim. Ama gitmiş gibi oluyorum ve çok yoruluyorum.  

Dün Emin ziyaretime geldi. O gelmedi ben ona gittim. Kapıda oturduk. Köyde, onların kapısının önünde. Bizim kapıda da olabilir. Burada değil. Ağaçlar vardı. Toprak vardı. Tavuklar, serçeler vardı etrafta. Emin ölmüş diyorlar. Ölmüş olabilir. Ölmemiş de olabilir. Hulusi’yi hayli zamandır görmedim. O bir yere gitmez.

Bahçeye çıkardılar beni. Yaprakları topla, dediler bana. Ağaçları budadım. Yemeğe gel dediler, gittim.  Yemeğim her zaman hazır. Yemek çok. Masadan aç kalktığım da oluyor. Bir işim çıkınca sofrayı bırakıp kalkıyorum. Yaylada buluyorum kendimi.  Karapınar’da… Şirnan’da… Silo Deresi’nde… Oralara nasıl gittiğimi bilmiyorum. Oralardan nasıl döndüğümü de.

Benim bir adım yok. Bana Ağa dediklerini hatırlıyorum. Ağaydım. Toprağım, koyunlarım, ineklerim, keçilerim vardı. Hepsini sattım. Elimde kala kala üç inek kaldı. Onların da nerede olduklarını bilmiyorum. Dağda mı, içerde mi, hiç haberim yok. Sahipsiz de olabilirler. Bu adamları sen çalıştıracaksın, dediler. On beş, yirmi asker. Kattım önüme. Kattım dediysem, öyle değil. Ben yandan yürüdüm, onlar yoldan. Onları nereye götürdüğümü hatırlamıyorum. Sonra hepsini kaybettim. Ağaçların altında akşama kadar yattım. Buraya, bu odaya nasıl ve ne zaman geldiğimi hatırlamıyorum. Orada ışık yoktu. Duvarlar yoktu. Nereye baksan rüzgâr, su ve ot. Bir çayırdaydım en son. Bir sürü yayılmıştı çayıra. Bir ara sürünün çobanını görür gibi oldum, sonra kayboldu.

Her sabah yastığımın altına bakınıyorum.

Ne mi arıyorum? 

El yordamıyla aklımı arıyorum.

Gözlerimle aklımı arıyorum.

Düşürdüğümü sandığım, nerede düşürdüğünü bilmediğim aklımı…

 ***

 Geldiler yıllar öncesinden.

Buralara, yani İstanbul’a, İzmir’e…

İsteyerek değil, sürülür, itilir, atılır gibi…

Buralarda yaşlandılar. Yani İstanbul’da, İzmir’de, bir başka şehirde…

Ayakta kalanlar aklını yitirdi, bunadı.

Ölenler öldü, gözleri açık .

Göçmen rüyası gördüler bol bol.

 ***

 Adalet dağıtan, adaletli davranan, adalet adında partiler kurduran devlet(!) ne istediyse, o oldu. Hatta daha fazlası…

Sosyal devlet, kulak memesi kıvamında vatandaşlar çıkardı bizden.

Aklını arayan bunaklar yarattı bizden.

Adam vurur olduk hepimiz.

Savaşçı ruhlarımız daha çok parıldıyor şimdi.

Aklını arayan büyük bir ordu çıkardı bizden.

En büyük ordu, bizim ordu!

 ***

 Şimdi barış zamanı.

On binlerce kayıp, on binlerce mahkûm, milyonlarca acılı yürek bıraktık arkamızdan.

Yetmez mi?

İnsan gibi yaşlanmak istiyorum. Aklımı yastık altında aratmayın bana! Bana bağışlayın aklımı.

Bırakın dalımda öleyim, gurbet elde değil; toprağımda, kendi yurdumda…

Memur Bey soracağın başka bir şey kaldı mı?

 

 

İzlenme: 846 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

BİNGÖL - HAVA DURUMU

BINGOL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

Ziyaretçi Sayacı

Bugün:
0 hit, 0 ziyaretçi, 0 ziyaret
Bu hafta:
425 hit, 125 ziyaretçi, 141 ziyaret
Bu ay:
4710 hit, 1972 ziyaretçi, 2388 ziyaret
Toplam:
765316 hit, 241444 ziyaretçi, 335374 ziyaret