• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL

Buzgan: Dindar Kürtler CHP'ye Sıcak Bakıyor

-buzgan-dindar-kurtler-chpye-sicak-bakiyor

Gazete Duvar’dan İslam Özkan’ın sorularına cevap veren Hakkı Savunanlar Platformu Başkanı hemşehrimiz İlyas Buzgan, dindar Kürtlerin CHP’ye eğilimini değerlendirdi.
09 Aralık 2019 Pazartesi 09:11

 

Türkiye’de mütedeyyin Kürtler muhalefete, CHP’ye nasıl bakıyorlar? Basında “Hakkı Savunanlar Platformu” üzerinden Kürt melleler konusu gündeme geldi. Kürt mollalarının dini yorumu son derece tavizsiz ve katıdır, Kürt halkı da dindar bir halk. Buna rağmen CHP’ye olumlu bir bakış var gibi görünüyor. Bu, nasıl oldu?

 



 

Burada yine bir ayrım yapmak lazım, Kürtlerin muhalefete bakış açısıyla ilgili, HDP bir muhalefet partisi. HDP seçmeni 2010’dan sonra aslında yüzde 10 civarı bir banda oturdu. HDP seçmeni partisinin değerlerine sahip çıkma noktasında kemikleşmiş bir direnç ördü. Bu direncin hâlâ devam ettiğini söyleyebiliriz. O hendek krizindeki yanlış hendek adımı ve stratejik hatalarına rağmen HDP seçmeni çok bilinçli bir şekilde partisini savunmaya dönük bir irade ortaya koydu. Ama HDP’ye belirli bir mesafesi ve rezervi olan Kürt muhafazakâr seçmene gelince bir çıkış yolu, bir umut ve bir imkan olarak, CHP’yi denenmeye değer bir parti olarak gördü. Değişmeye eğilimi olduğuna dair bir bulgular ve emareler serisini tespit etti ve bunun anlamlı olduğunu ve bunun teşvik edilmesi durumunda CHP’nin klasik jakoben bir takım tavırlardan arınabileceğini düşündü.


Öyleyse size göre dindar Kürtler, sosyal demokrat bir CHP’nin kendi talep ve beklentilerini karşılayabileceğini düşünüyor.

Evet karşılayabilirdi. Böyle bir eğilimi hissettiği için bunun değerlendirilmeye alınması gerektiğini düşündü. En azından biz platform olarak bunun anlamlı olduğunu, bu karanlık tünelden çıkmak için bu ışığın enerjisinin artırılması gerektiğini düşündük.

‘PLATFORMUN KURULMASINDAKİ ANA FAKTÖR, İKTİDARIN İNŞA ETMEYE ÇALIŞTIĞI HAPİSHANEDEN DUYULAN KORKUYDU’

Peki, Hakkı Savunanlar Platformu nasıl ve hangi beklentilerle kuruldu?

Bizim kurulmamızdaki en önemli faktör, iktidarın 2015’ten sonra inşa etmeye çalıştığı hapishaneden duyduğumuz korkuydu. Duyduğumuz özgürlük endişesiydi. Bizi alternatifleri aramaya iten en temel faktör, iktidarın yeni ortaklarıyla birlikte kurmayı tasarladığı otoriter devlet örgütlenmesiydi. Biz bunun ne kadar korkunç olduğunu 1930-40-50’li yılların Alman, İtalyan devlet örgütlenmelerinden çok iyi biliyoruz. Bunun bütün insani erdemlerin temelini temsil eden özgürlükler açısından ne kadar korkunç olduğunu görüyoruz. Bunu çok erken fark ettik. Devletin otoriter örgütlenmesinin temsili demokrasinin mekanizmaları üzerindeki tahrip edici etkisi de çok bariz bir şekilde ortadaydı. Bunun fazlasıyla bulgularına sahibiz. Örneğin kayyum politikaları ve 31 Mart seçimlerinin nasıl iptal edildiğiyle ilgili bulgular serisi, iktidarın temsîlî demokrasinin siyasal mekanizmaları üzerindeki gücünü göstermesi bakımından son derece ibretamizdi.

DİNDAR KÜRTLERİN KIRILMA NOKTASI, BAĞIMSIZLIK REFERANDUMU OLDU

Bu noktada Barış Pınarı Operasyonu ve kayyum atamalarının dindar Kürtleri AK Parti’den daha da uzaklaştırdığını mı söylüyorsunuz?

Ben esas itibarıyla kopuşun en önemli sembollerinden birinin Irak Kürdistan’ındaki bağımsızlık referandumu ve sonrasında AK Parti’nin ortaya koymuş olduğu saldırgan, öfkeli tutum ve dilinin sembolik bir önem taşıdığını düşünüyorum. Öfke dolu bu dil, Kürtlerin kopuşunu hızlandırması açısından bir katalizör görevi gördü. Ne oldu da “Hakkı Savunanlar Platformu” çıktı ve bir arayışa girdi? Bir alternatif tespit etme ve adres arama arayışıydı. Özgürlüğe ve adalete daha fazla vurgu yapan bir adres arayışıydı. “Hakkı Savunanlar Platformu” olarak bütün Kürtleri temsil etme gibi bir iddiamız yok. Faaliyetlerimiz büyük ölçüde İstanbul’la sınırlı. Bu noktada sadece, siyasal iktidarın özgürlükler, hukuk ve demokratikleşmenin vasat standartları üzerinde yarattığı tahribatın, özgürlüğü benimseyen ve hukuka değer veren Kürtleri bir arayışa ittiğini söyleyebilirim.

Kürtlerin sorunları çok boyutlu. Ama öte taraftan da ekonomik olarak en azından bazı Kürtlerin iş hayatına atılmaları ve sınırlı da olsa ekonomik gelişim göstermelerinin bir bilinç sıçraması meydana getirdiğini söyleyebilir miyiz?

Ben sosyo-ekonomik durumlarında görece bir iyileşme olsa bile, yerel bürokraside ve bürokraside temsiliyet noktasında, Kürtlerin kamusal ranttan yeterince pay aldıklarını düşünmüyorum. Az önce ben temsil mekanizmaları üzerindeki bir baskıdan söz ettim. Düşünebiliyor musunuz İstanbul nüfusunun 16 milyon olduğu söyleniyor bu nüfusun en az yüzde 25’i Kürt. En az bu oran kadar kamuda ve yerel yönetimlerde temsiliyet olması gerekirdi. Ama bu yansımadı. Demokratik siyasal sistemlerin en önemli iki sorunu var. Yönetimde istikrar ve adalet.

‘DİNDAR VE HDP DIŞINDA KALAN KÜRTLER ÖRGÜTLENMEDİĞİ İÇİN NÜFUSUYLA DOĞRU ORANTILI TEMSİL EDİLMEDİ’

Dindar Kürtler AK Parti’ye oy verdikleri halde neden yeterince yerel yönetimlerde ve kamuda temsil açısından karşılığını alamadılar sizce?

Ben bunu siyasal bilincin yeterince örgütlenememesiyle açıklıyorum. Ve karşı dirençlerin de bunda etkili olduğunu düşünüyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, dev bir bürokrasi organizasyonu. Bünyesinde otuzun üstünde şirkette 100 bine yakın insan çalışıyor. 39 ilçe ve bir il belediyesi var. Kürtler şu an taleplerini açığa vuracak, bunların takipçisi olabilecek bir demokratik örgütselliğe dönüşmemesinin sorunlarını yaşıyor. İkinci neden ise, karşı tarafın bilinçli politikaları. Kürtler üst makamlarda nüfuslarıyla doğru orantılı bir temsil bulamadılar. Bütün 25 yıl boyunca böyle oldu. Bunun nedeni, devletin politikaları ve ikincisi de Kürtlerin kendisinden kaynaklı nedenlerdir. AK Parti de bir direnç ortaya koydu. AK Parti’nin ilk yıllarında durum biraz farklıydı, Kürtlerin temsiliyetine az çok önem veriliyordu. Özellikle 2015 yılından itibaren bu noktada çok daha fazla sorunlar yaşanmaya başlandı.

‘MÜTEDEYYİN KÜRTLERİ DEMOKRATİK SEÇENEĞE YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞTIK’

Platform olarak son dönemde ne gibi faaliyetler ortaya koydunuz? Ve ne ölçüde başarılı oldunuz?

Evet önemli çalışmalar yaptık. Kürtçenin yerel yönetimlerde yer alması, dil kurslarının açılmasıyla ilgili olarak Ekrem İmamoğlu’ndan söz aldık. Bunun yakın bir zamanda hayata geçirileceğinden hiç şüphemiz yok. Çeşitli siyasi partileri ziyaret ettik ve onlara Kürt kamuoyunun beklentileriyle ilgili bilgiler aktardık. Türkiye’nin demokratikleşmesi, özgürlüklere yönelik saldırılara karşı nasıl bir mücadele verilmesi gerektiği konusunda onlarla fikir teatisinde bulunduk. Çözüm sürecinin yeniden aktive edilmesi ve Kürtçenin orta ve yüksek eğitimde yer alması için çeşitli görüşme ve çalışmalar yaptık. Çalışmalarımızın meyvelerini önümüzdeki süreçlerde göreceğimizi düşünüyoruz. Onlar da Kürtlerin ayrımcı politikalara maruz kaldığını, bunun birçok alanda görüldüğünü, dolayısıyla bir zamanlar özgürlük, adalet ve demokrasi gibi bir takım değerleri benimsemiş bir partinin adının yolsuzluklar ve otoriterlikle anılıyor olmasının artık kabul edilemez bir noktaya geldiğini, bu yüzden AK Parti’ye oy vermeyeceklerini ve CHP’ye de oy vermeyi düşünmediklerini söylediler. Biz ise mağduriyetin giderilmesi için dikkatli olmaları gerektiğini, kendi haklarına hangi parti sahip çıkacaksa o yönde davranılması, demokratik değerlere sahip çıkan partilere oy vermeleri gerektiğini söyledik. Bu çalışmalarımız Kürt kamuoyu nezdinde kabul gördü ve ilgiyle takip edildi.

‘PLATFORMUN KURULUŞ AMACI, KÜRTLERİN TALEPLERİNİ YEREL İDARELERE İLETMEK’

Platform olarak geleceğinizi nasıl görüyorsunuz?

Esasen biz mikro ölçekli bir girişim başlattık. Bizim ana amaçlarımızdan biri İstanbul’da yaşayan Kürtlerin taleplerini mahalli idarelere iletmekti. Bu konuda önemli bir aşamaya gelmiş olduğumuzu söyleyebilirim. Gerek İmamoğlu gerek Kılıçdaroğlu gerekse İl Başkanı Kaftancıoğlu’yla yaptığımız toplantılarda onlar, bu taleplerimizin önemli olduğunu ve bu taleplerin karşılıksız kalmayacağını belirttiler. Kürtçe tiyatro, kreş ve sağlık hizmetlerinin verileceğini defalarca söylediler. Biz bundan sonraki çalışmalarımızı daha sistematik ve resmi bir hüviyete büründürmek için “Demokrasi ve Adalet Çalışmaları” adıyla bir dernek kurup çalışmalarımızı bu dernek aracılığıyla sürdürmeyi düşünüyoruz.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

İlyas Buzgan kimdir?

Bingöl doğumlu, Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünden mezun oldu. 1998 -2005 yılları arasında hizmet sektöründe faaliyet gösteren bir firmada idari işler müdürü, 2005-2018 yılları arasında firma yöneticisi olarak çalıştı. 2018 yılından beri Hakkı Savunanlar Platformu Başkanlığı’nı sürdürmektedir.

 


Haber okunma sayısı: 6080



Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÇOK OKUNANLAR

Listelenecek kayıt bulunamadı

BİNGÖL - HAVA DURUMU

BINGOL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ