• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL
GÖLBAL

BEKİ: KÜRTAJ DİNEN UYGUN DEĞİLDİR

beki-kurtaj-dinen-uygun-degildir

Beki, son günlerde çokça tartışılan kürtaj meselesi konusunda “Dinen uygun değil” diye konuştu.
05 Temmuz 2012 Perşembe 14:49



Beki, İslam’a uygun olarak bir kardeşliğin tesis edilmesi gerektiğini de ifade ederek, herkesi bir arada tutan dinin hayatın merkezine yerleştirilmesi gerektiğini belirtti.


Bingöl haberci: Hocam son zamanlarda bir `kürtaj` tartışması aldı başını gidiyor. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in kürtajla ilgili sözleri basında çok tartışıldı. Bir ilahiyatçı olarak siz nasıl bakıyorsunuz kürtaja?

Diyanet İşleri Başkanı sayın Mehmet Görmez’in kürtajla ilgili ortaya koyduğu tavır, olması gereken bir tavırdır. Kürtaj sağlıkla alakalı bir zaruret olmadığı müddetçe dini açıdan uygun olmayan bir davranış biçimidir. Ana rahmine düşen her canlının yaşam hakkı vardır ve bu yaşam hakkı anne tarafından sona erdirilemez. Bu annenin bedeni ile alakalı tasarruf hakkı değildir. Yeni bir canlı olan misafirin yaşama hakkıdır ki, bu hakkı sona erdirmek tıbbi bir zaruret olmadığı müddetçe anneye ait değildir.

Bingöl haberci: Bingöl'e gidip geliyor musunuz?  Bingöl’deki gelişimi nasıl görüyorsunuz?

Zaman zaman değişik vesilelerle Bingöl’e gidip gelmekteyim. Bingöl gelişim noktasında maalesef istenilen konumda değildir. Üniversitenin açılmış olmasının kültürel anlamda ciddi kazanımlar sağlayacağına inanıyorum.

Eğitim ve kültür alanında sağlanan değişimin kültürel yozlaşmalara sebebiyet vermemesi açısından sivil toplum örgütlerine de büyük görevler düşmektedir. Belediye hizmetler açısından yeni altyapı çalışmalarının başlamış olması geçici bir sıkıntı oluştursa da Bingöl’ün geleceği açısından önemli bir hizmettir. İnşallah doğalgaz ve havaalanı hizmetleri de en kısa zamanda devreye girer de Bingöl halkı kısmen de olsa hak ettiği imkanlara kavuşmuş olur.

Bingöl haberci: Hocam sürekli tartışılan bir konudur; `Kürt sorununa Müslüman’ca bir bakış` meselesi. Sizce cumhuriyetle yaşıt bu sorunun çözümü noktasında İslam'ın nasıl bir rolü vardır, nasıl bir rolü olmalıdır?

Yüce yaratıcı canlı, cansız bütün varlıkları farklı cinsler, farklı türler halinde yaratmıştır. Cins ve tür kavramlarının evrensel bir konsept olarak kabul görmeleri bu farklılığın insanın belleğine de derince kazınmış olduğunun bir göstergesidir. Farklı atomlar, farklı moleküller, farklı gezegenler, fraklı galaksiler, farklı sistemler, farklı yörüngeler, fraklı canlılar, farklı bitkiler, hülasa kainatın her tarafında boy gösteren farklılıklar, farklılık realitesinin ilahi iradenin hikmetli tercihi olduğunu göstermektedir. Kainat Farklılıklar Üzerine Kurulmuştur: Kur’an-ı Hakim'de evrenin “Alem” olarak isimlendirilmesi, onun değişik alamet-i farikalarıyla bezenmiş olmasından, farklı elementlerden, farklı öğelerden oluşmasından kaynaklandığını, alemlerin Rabbi olan Allah’ın kudreti, ilim ve hikmeti, irade ve inayetinin açık bir belgesi olduğunu deklere etmek içindir.

Bu deklarasyon, Kur’an’ın öğretmek istediği temel unsurların başında gelen tevhit inancıyla örtüşmektedir. Tevhit gerçeği, kâinat belgeselinde iki farklı şekilde tezahür etmektedir. Birincisi, Sırr-ı Vahidiyet'tir. Yani Yüce Yaratıcı bütün kainatı öyle birlik ve birliktelik konumunda yaratmıştır ki, bu ünitenin penceresinden bakan kimse, bin bir isim ve sıfatların tecellisi ile kainatı kuşatan Allah’ın varlığını ve birliğini müşahede edecektir. İkincisi, Sırr-ı Ehadiyet'tir.

Yani Yüce Yaratıcı kainatı öyle bir şekilde yaratmıştır ki farklı farklı parçalarının, çeşit çeşit türlerinin bir farklılık çeşnisi içerisinde gösterdikleri birlik ve beraberliğin arka planına bakan kimse, Allah’ın sonsuz ilim ve kudreti ile her şeyin yanında hazır ve nazır olduğunu, her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında olduğunu görecektir.

Faklılık Nizamında İnsanın Konumu: Evrendeki farklılıklar Allah’ın isim ve sıfatlarının bir yansımasıdır. Bilindiği üzere Allah’ın farklı farklı isim ve sıfatları vardır. Bu isim ve sıfatların çeşit çeşit tecellileri vardır. Bu tecellilerin kainat çapında türlü türlü yansımaları vardır. Kainattaki farklılıklar, Allah’ın isim ve sıfatlarının farklı yansımalarından kaynaklanan fıtri, tabii, zorunlu bir tablodur. İnsanoğlu da bu kainatın bir parçası, bu farklı yaratıklar meclisinin tabii bir üyesi olarak bu tablonun dışında kalamazdı, bu ahengi bozamazdı.

Bu sebepledir ki insan nevi bir tek tür olduğu halde ontolojik, biyolojik, psikolojik, fizyonomik, sosyolojik ve daha birçok yönden değişik farklılıklar göstermiş ve adeta yüz binlerce tür haline gelmiştir. Kur'an-ı Hakim, insanlık camiasında eskiden beri tesirini icra eden temel bazı farklılıklara vurgu yapmış, bunların ilahî hikmetin bir yansıması olduğuna, ayrılık-gayrılık, kin ve düşmanlık vesilesi yapılmaması gerektiğine işaret etmiştir.

Farklılığın Birinci Belgesi: Allah tarafından meşruiyetine hükmedilen ve bir fıtrat kanunu olarak her zaman meriyete konulan ve Kur’an ile tescil edilen ilk farklılıklar belgesi, farklı diller ve farklı renkler hakikatidir. Aynı topraktan yaratılmalarına, aynı elementleri ihtiva etmelerine rağmen, insanların beyaz, siyah, sarı, esmer, kumral, kırmızı, buğday rengi gibi farklı renklerde olmaları, Yüce Yaratanın kuşatıcı ilim ve kudretini gösterdiği gibi, onun her şeye boyun eğdiren külli iradesine ve şümullü hikmetine de işaret etmektedir. “

Göklerin ve yerin yaratılması, sizlerin farklı renklere, faklı dillere sahip olmanız Allah’ın (ilim, kudret, hikmet ve küllî iradesinin) belgelerindendir.”(Rum, 30/22) mealindeki ayette bu kevnî/ontolojik belgenin rabbanî kimliğinin altı çizilmiştir. Rabbani kimlikli bu belgeleri reddetmek, inkar etmek, görmezlikten gelmek Allah’ın hem Kur’anî hem de kevnî ayetlerine karşı bir isyan, bir başkaldırı anlamına gelir. Bu isyanın dünyadaki cezası huzur, güven ve barış ortamının yok olması ve bunun yerine cehennemi bir hayatın var olmasıdır.

Ahiretteki cezası ise çok daha şiddetlidir. Farklılığın İkinci Belgesi: Yüce Yaratıcının Kur’an’da tescil ettiği farklılığın bir belgesi de insanlık ailesinin farklı milletlere, farklı kabilelere ayrılması gerçeğidir. Aşağıda meali verilen ayette bu hakikat çok açık bir ifadeyle ortaya konulmuştur: “Ey nas!/ey insanlar! Hiç şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık(yani siz hepiniz aynı ana ve babanın meydana getirdiği ailenin çocuklarısınız). Bununla beraber sizi değişik milletlere/ kavimlere ve kabilelere ayırdık ki, karşılıklı olarak birbirinizi tanıyasınız`(Hucürat, 49/13). Görüldüğü üzere ayette “bütün insanlara” hitap edilmiş ve hepsinin “aynı soydan” geldikleri vurgulanmıştır. Ardından da insanların “farklı milletlere, boylara, obalara” ayrılmalarının sosyolojik bir gerçeğe dayandığı hususu, “karşılıklı tanımalar/tanışmalar” sözcüğüyle açıklanmıştır.

Bunun anlamı şudur; insanların bu farklı konumu, ne onların bir birlerini inkâr etmelerinin, asimilasyona tabi tutmalarının, birbirlerini görmezlikten gelmelerinin gerekçesi; ne de toplumda kin, nefret ve husumet tohumlarının zemini olamaz. Böyle bir tutum Allah tarafından ön görülen farklılığın, çoğulculuğun hikmetine taban tabana zıttır. Çok ilginçtir ki, günümüzde bile ülkelerin, devletlerin birbirlerinin meşruiyetini kabul etmelerinin simgesi, Kur’an’ın on beş asır önce ön gördüğü “tanıma” kavramıyla tanımlanmakta ve örneğin “A devleti B devletini tanıdı” ifadesiyle ilan edilmektedir.

Bu da gösteriyor ki dahilde olsun hariçte olsun, farklılığın-çoğulculuğun kabul edilmesi, karşılıklı tanışmaya, dayanışmaya, yardımlaşmaya, dostane ilişkiler kurmaya, huzur ve barışı sağlamaya yönelik çok önemli bir adımdır. Tek düzelik, inkarcılık ise, soğuklaşmaya, ayrışmaya, boğuşmaya götüren bir sürecin adıdır. Söz gelimi, “Misak-ı milli hudutları içerisinde bulunan bütün çiçekler menekşedir, bütün sebzeler domatestir, bütün meyveler armuttur” derseniz, hem hilaf-ı hakikat söylemiş, hem de diğerlerini gücendirmiş olursunuz.

Böyle bir tezi savunmak, farklılığı öngören Allah’ın hikmetine, bu farklılığı zorunlu kılan isim ve sıfatlarının yansımalarına karşı büyük bir saygısızlıktır. Şu husus iyi bilinmelidir ki Allah’ın kâinatta cari olan fıtrat kanunlarına tevfik-i hareket etmek, barış ve istikrar yolunda muvaffak olmanın, birlik ve beraberlikte ittifak etmenin cazibedar bir anahtarı olduğu gibi, bu kanunlara aykırı hareket etmek ayrılığın-gayrılığın yolunu açan uğursuz bir adımdır.

Sonuç Olarak Denilebilir ki; - Türkiye’miz bir güneş sistemi gibidir. Farklı unsurları ise birer gezendir. Bu gezegenlerin kendi yörüngelerinde düzgün bir şekilde hareket edip sistemin işlerliğine katkı sağlamaları gerekir. Bu ise, sistemde bir cazibe ortamını oluşturmakla mümkündür.

Bu da; “Ne güneşin aya ulaşması (küçüktür diye onu hegemonyası altına alması) ve ne de gecenin (sırası gelmeden rotayı değiştirip) gündüzden öne geçmesi söz konusudur. Bilakis onlardan her biri kendilerine tayin edilen bir yörüngede yürümekte ve Allah’a tesbih etmektedir.”(Yasin, 36/40) mealindeki ayette tasvir edildiği gibi, Türkiye’nin farklı gezegenlerini bir arada tutan adalet ekseninde karşılıklı hoşgörü, sevgi, saygı gibi çekim kuvvetlerinin varlığına bağlıdır. - Farklı birer atom olan oksijen ve hidrojenin belli bir molekül halinde birleşip hayat iksiri olan suyu meydana getirdiği gibi, farklı unsurlarımızın Türkiye molekülünde barış, huzur ve kardeşlik iksiri olan insanlık hayat suyunu meydana getirmesi için yepyeni bir kimyevî reaksiyona tabi tutulması ve bir aşk-ı insanî kimyasında hayat bulması gerekir. - Özetle, farklılıklarımıza karşı tutumumuzu şu hadis-i şerifin verdiği mesajı baz alarak ayarlamalıyız: “Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe -gerçek anlamda- iman etmiş olamaz.” (Buharî, İman 7; Müslim, İman 71) Yaşasın farklılıkları barındıran ittifaklar! Yaşasın farklılıkları zenginlik sayan akıllar! Yaşasın ırkını aşan, insanlık şuuruna ulaşanlar! Yaşasın farklılıkta birlik sağlayan şuurlu insanlar!

Bingöl haberci: Ramazan ayı yaklaşıyor. Malum havalar da epey sıcak. Oruç tutmak isteyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Yazın tutmayıp kışın tutarım diyenler var. Bu geçerli olur mu? Oruç ibadeti Yüce Yaratıcı tarafından biz Müslümanlara farz kılınmış temel ubudiyet alanlarından biridir. Orucun tutulmasındaki temel husus Allah’ın emri olmasıdır. Kul Rabbinin emrini yerine getirme mutluluğunu düşündüğünde havanın sıcak veya soğuk olması bedensel anlamda bir etkisi olsa da ruhsal anlamda bir etkisinin olmaması gerekir. Bedensel anlamda meydana gelebilecek sıkıntılara katlanmanın ilacı da oruçta bulunan temel hikmetlerden olan sabırdır.

Oruç ibadeti belli zaman dilimi içerisinde tutulması gereken bir ibadettir. Bu zaman dilimi kameri aylara göre olup, her mevsime denk gelmesinin ayrı ayrı hikmetleri bulunmaktadır. Bu sene sıcak aya denk gelmiş olması da ayrı hikmetleri içinde barındırmaktadır. Uzman doktor tarafından oruç tutmasının sakıncalı olduğu belirtilen kimselerin oruçlarını sağlıklı olduğu zamanda kaza etmesi gerekir. Sağlıklı kimselerin ise orucu zamanında tutması farzdır.

Bingöl haberci: Okullarda peygamberimizin hayatının anlatılacağı dersin konulması sizce doğru bir adım mıdır? Nasıl bakıyorsunuz bu meseleye?

Nüfusunun % 99’unun Müslüman olduğu bir ülkede Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin hayatının okullarda ders olarak okutulmasından daha tabii ne olabilir. Kaldı ki bu ders seçmeli olup, isteyen bu dersi seçer, isteyen seçmez. Bununla beraber Hz. Peygamber Efendimizin hayatı ihtiva ettiği güzellikler itibariyle Müslüman olsun olmasın her insan için çok güzel bir örnektir.

Güzel bir kimseyi tanımak ve onu rehber edinmek elbette güzeldir. Bingöl haberci: Bir ilahiyatçı olarak din eğitimin devlet tarafından verilmesine nasıl bakıyorsunuz? Bu konuda oldukça sert eleştiriler yapan din alimleri de var.

Halkın kafası karışıyor bir noktada. Ne yapmalı bu konuda, nasıl düşünmeli?

Bir şeyi ideal olarak kabul etmek ile mevcut realiteye bakmak arasında çok fark vardır. Din tedrisatının bağımsız bir hüviyet kazanması elbette ideal olanıdır. Ancak bugünkü mevcut realite buna imkân vermemektedir. “Bir şey tamamen elde edilmezse, tamamen terk edilmez” kuralı gereğince ideal olana ulaşmak mümkün olmadığı yerde, diğer iyi ve güzel alternatiflere bakmak gerekir. Bu açıdan bakıldığında bugünkü şartlarda okullarda din eğitiminin verilmesinde bir sakınca olmadığı gibi, büyük faydalar olduğunu düşünüyoruz.

Hatta Müslümanların diğer dinler hakkında malumat sahibi olmaları ve gayr-ı Müslimlerin de İslam dini hakkında bilgilenmeleri zararlı olmadığı gibi, faydadan da hali değildir.

Bingöl haberci: Son olarak Bingöllü hemşerilerinize iletmemizi istediğiniz mesajınız nedir?

Bingöllülerin kardeşçe birbirlerine yaklaşmalarını, kin ve nefretten uzak bir ortamın oluşmasına katkıda bulunmalarını, müspet rekabet içerisinde Bingöllüler için faydalı olacak ilim, irfan ve sanat alanlarında yarışmalarını, dinlerini dünyalarına feda etmemelerini, dünyada da insanca yaşamak için gereken şartları hazırlamalarını, Türkiye’ye örnek olacak maddi ve manevi bir kalkınma seferberliği içerisinde olmalarını temenni ederim. Bu vesile ile gelecek Ramazan ayının Bingöllü hemşehrilerime, Türkiye’ye ve bütün İslam alemine hayırlara vesile olmasını niyaz ederim.

NİYAZİ BEKİ KİMDİR?

Niyazi Beki, 1953 tarihinde Bingöl'ün Gözer köyünde doğdu. Klasik medrese usûlü özel hocalardan İslami ilimleri okudu. Bingöl Lisesi ve Muş İmam-Hatip Lisesini bitirdikten sonra Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden 1984'te mezun oldu. Yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tefsir ve Hadis Ana bölümü, Hadis bilim dalında yaptığı `es-Sülemî ve Kitâbu'l-Erbaîn li's-Sûfiyye” adlı tezi tahkik, tahriç ve terceme çalışmasıyla (1990) bitirdi.

Doktorasını da Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Tefsir Bilim Dalında `20. Asır Türkiyesinde Tefsirde İşârâtu'l-İ'caz Örneği` adlı teziyle (1997) tamamladı. Eğitim hayatı yanında, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak imam-hatiplik ve vaizlik görevlerinde bulundu.1993'te girdiği Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde, Arap Dili ve Belağatı Anabilim Dalı'nda Yrd. Doç. olarak görev yapmakta iken,17Ekim 2005’te emekli oldu.

Yayımlanmış Kitapları: 1-“Fi Zilali'l-Kur'an” Tefsirinin Tercümesi ( heyetle)-Hikmet Yayınları- İstanbul, 1989-92. 2- Namazın Sayısal Mucizesi, Nun Yayıncılık- İstanbul, 1996. 3-Kur’an İlimleri ve Tefsir Açısından B. Said Nursi’nin Eserleri, Timaş Yay., İstanbul, 1999. 4- Abdulkadir Geylânî ve Esmâü’l-hüsnâ Kasidesi, Sultan yayınevi, İstanbul, 2000. 5-Kur’an-ı Kerim Meâli, (bir meslektaşla birlikte) Tenvir Neşriyat, İstanbul, 2001. 6-Celal ve Cemal Sıfatları Işığında Rahman Suresi, Nesil yay., İstanbul, 2003 (Doç. tezi). 7-40 Hadis’te İbret verici Kıssalar, Alternatif Düşünce Yayınevi, İstanbul, 2006. 8-Hukuki ve Sosyolojik Tahlillerle İlk İslam Devleti (Tercüme),Alternatif Düşünce Yayınevi İst., 2006. 9-Kur’an’daki İsimlerin Esrarı, Zafer Yayınları, İstanbul, 2008. 10- Kur’an Güneşinden Çağımız İnsanına İrşat rehberi, Nesil Yayınları, İstanbul, 2008. Yrd. Doç.Dr. Niyazi Beki’nin bu eserlerin yanında değişik dergilerde, birçok web sitesinde yayımlanan makaleleri ve sempozyum tebliğleri de bulunmaktadır.


Haber okunma sayısı: 2993

GÖLBAL


Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÇOK OKUNANLAR

Listelenecek kayıt bulunamadı

BİNGÖL - HAVA DURUMU

BINGOL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

Ziyaretçi Sayacı

Bugün:
0 hit, 0 ziyaretçi, 0 ziyaret
Bu hafta:
758 hit, 358 ziyaretçi, 408 ziyaret
Bu ay:
4249 hit, 1787 ziyaretçi, 2182 ziyaret
Toplam:
758190 hit, 239107 ziyaretçi, 331787 ziyaret