• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL

Dr. HASAN CELALETTİN EZMAN’IN ARDINDAN

-dr-hasan-celalettin-ezmanin-ardindan

Çocukluk yıllarımda bende diğer insanlar gibi Kiğı ve çevresinde üç doktor adı bilirdim..
19 Mayıs 2020 Salı 15:27

 

Doktor Halit Rıza

Doktor Arif Hikmet Bey

Doktor Hasan Bey



Bunlardan Doktor Halit Rıza, Karakoçanlı olup, haftanın her pazar günü yanındaki yardımcısı Koçetli Mehmeti de yanına alıp, Deliktaş denilen Peri nehri kenarındaki sadece 8-10 dükkandan oluşan merkeze gelir, genç, yaşlı, kadınlı erkekli yoksul yöre insanın derdine derman olmaya çalışırlardı…

Çevre köylerden kimi at-katır sırtında patika yolları aşıp, hasta ve yakınları buraya akın eder, sıra numarası alıp, o toprak damlı han odasından bozma muayanehane ye dönüştürülen yerde hastalıklarına çare ararlardı…

Fakat bu doktorlardan biri var ki, uzun yıllar Kiğı'da tabiplik yapıp, kendi doğduğu ilçe ve köylerine büyük fedakarlıkla, idealist bir köy tabibi “halkın doktoru” felsefesiyle canla başla çalışıp duruyordu...

Yıllarca yoksul yöre insanının derdine çare oldu, yarasına merhem oldu, kaybedilen sağlıklarına şifa oldu….Daha genç bir tabipken çoğu kez at sırtından yörenin gidilmedik bir köyünü , ulaşılmadık bir mezrasını bırakmamıştı…O, kısa sürede tüm yörenin sevilen ve aynı zamanda sayılan idealist bir doktoruydu artık.

Bu idealist halk doktoru Hasan Celalettin Ezman’dı

Kiğı halkı da bu vefa borcunu, onu ki dönem milletvekili olarak meclise taşıyıp ödemiştir.

1973 yılının sonbahar aylarında ilk kez öğrenmiştim doktor Hasan bey’in ismini ve soy ismini…

Seçim dönemiydi…

Cumhuriyet Halk Partisi aday pusulaları köye dağılmıştı. Bingöl milletvekili adayı Hasan Celalettin Ezman. Bu ismi bir daha asla unutmayacaktım.

O aylarda öğretmenim elime bir kutu yeşil boya ile bir fırça tutuşturup, tüm köydeki hane, ahır ve samanlık kapılarının numaralandırmasını benden istemişti. O yıl CHP de “Karaoğlan”lı rüzgarların kuvvetli estiği yıllardı.

O günlerde ilk duvar yazısı eylemiyle tanıştım. Sonraki yıllarda İstanbul’a da taşıdığım bu eylemimi, artakalan boyamla köyün en belirgi duvarlarına ve köşe taşlarına, yaşasın CHP, yaşasın Karaoğlan ve H, Celalettin Ezman Geliyor-diye yazıvermiştim. Ertesi gün, bu yasal olmayan eylemim için öğretmenimden büyük bir azar işittim.

Doktor Hasan Bey, o yıl seçimi kazanıp, milletvekili olunca, çok sevdiği Kiğı’dan ayrılıp Ankara’ya yerleşince de asla halkından kopmayıp, yıllarca Kiğı halkının sorunlarıyla uğraşıp durdu. Peki sadece Kiğı sorunlarıyla mı ?  Hayır… Tüm bölgenin sorunlarını kendi sorunuymuş bilinciyle hareket etti… Hatta yoğun göç nedeniyle büyük şehirlerin varoşlarına yerleşmiş halkıyla da iç içeydi.

Uzun yıllar kendisinin emekli olup köşesine çekildiği sandığımız yıllarda, Hasan Celalettin Ezman ismini gazete haberlerinde yeniden görür olduk. HEP ve HADEP parti çalışmalarında onu yönetici olarak görmeye yeniden tanık olmuştuk... Bu durum onun halkına ve değerlerine karşı ne kadar duyarlı bir kişilik olduğunun en büyük göstergesiydi.

Hasan beyle yaşamım boyunca hiçbir zaman yüz yüze görüşme şansım olmamıştı… Ta ki 1996 yılının kasım ayına dek. Uzun zamandan beri akdenizin bir kıyı kasabasında yaşıyordum. Bir akşamüzeri işyerimde oturmuş sonbaharın o hüzünlü akşamında günbatımını seyre daldığım saatlerdi… Temiz giyimli, küçük adımlarla yürüyen yaşlı bir adam usulca yanıma yaklaştı.

Sakin ve sevecen bir sesle bana sordu…

- Evladım birini soracağım, acaba tanır mısın ?

- Buyur amcacığım… dedim.

- Bingöl-Kiğılı birini soracağım derken, hafifçe gülümsedim….

- Aradığın kişi benim… dedim… Sarılıp yanaklarımdan öperken, gözlerinin nemlendiğini gördüm.

- Ben dedi… Hasan Celalettin Ezman…

O anda neye uğradığımı şaşırarak, eğilip ellerinden öptüm. Çocukluğumdan hep duyduğum doktor Hasan bey artık karşımdaydı… Uzun bir ısrardan sonra birlikte evime götürmeye ikna etmiştim. Anlattığına göre İstanbul’da bir yakınım vermişti adresimi. Güneye gidince mutlaka uğramasını söylemişlerdi.

Evde eşimle birlikte kısa bir sohbetten sonra anlamıştım, onurlu, duygulu ve mütevazi bir insanla karşı karşıya olduğumuzu. Yemek ve çay faslı sırasında ki söyleşide, Kiğı ve yöreye ait ne kadar birikime ve anılarla donatılmış bir şahsiyeti hep ararken, yanı başımızda bulduğumuzu ve bu sevincin bizi ne kadar mutlu ettiğini ve o gece kendimi ne kadar şanslı his etiğimi anlatamam. Onun o duygu yüklü anıları, Kiğı tarihinin derinliklerinden süzülüp gelen anlatım zenginliği, akşamın bir vaktinden gelen bu bilge konuğu daha gizemli kılıyordu.

Artık ne yapıp ne edip onu birkaç gün evimde ağırlamaya karar vermiştim. Ondan alacağım ve öğreneceğim çok şey olduğunu iyi biliyordum artık. Ama bütün ısrarlarım ve çabalarım boşunaydı.

Yıllar önce amansız bir hastalıkta kaybettiği eşinin mezarını daha fazla yalnız bırakmak istemiyordu. Sevgili eşinden bahsedince büyük bir sevgi ve duygu sarmalına girdiğini hüzünlenerek izliyorduk. Karşıyaka mezarlığında yatan eşinin mezarını ziyaret etmediği gün hemen hemen yok diyordu. Bir insanın, bir mezara bu kadar tutkuyla bağlı olduğunu ilk kez ondan görmüştüm.

( Cenaze merasimi ile ilgili haberleri okuyunca içimden “İnşallah o çok sevdiği, yalnız bırakmak istemedi eşinin yanına gömülmüştür.” Ve umarım öylede olmuştur. O büyük kavuşma ve hasret artık son bulmuştur.)

İlerleyen saatlerde eşim elinde bir çift yeni çorapla Hasan beyin yanına yaklaşıp, çoraplarının değişmesini söyledi. Meğer bu mütevazi be onurlu insan bir ayıbını gizler gibi, ucu kaçmış çoraplarında dışarı çıkmış ayak baş parmağını, giydiği terliklerle örtmeye çalışıyormuş. Çok ısrara ragmen eşim bu değişimi zorla da olsa gerçekleştirdi. Yolculukta hepimizin başına gelebilecek şeyler oduğunu ve benzer söylemlerle kendisini ikna etmiştik. Bu duygulu, bir o kadarda onurlu insan, yaşamı boyunca insanlara sadece yardım etmek için yaratıldığını, yardım almaya alışık olmadığını üzülerek izliyorduk. Yeni çoraplarını usulca giyerken duygulanmış, gözlerinden bir çift yaş aktığına da tanık olacaktım.

Sohbetine ve birikimine doyamadığımız bu bilge insanı bir kaç gün ağırlama ısrarımız sonuç vermemiş, ertesi gün arabamla otogara kadar götürüp Ankara’ya uğurlamıştık. İçimde onunla mutlaka yeniden bir araya gelme, ondan öğreneceğim yöremizle ilgili çok şey olduğu inancıyla vedalaştık. Âmâ nerden bilecektim ki bir daha asla görüşmeyeceğimi…

Bir yıl önce sevgili Cafer Yurtsever dostumdan öğrenmiştim ağır hasta olduğunu. Gecenin bir vaktinde sevgili Runerm Erenler’den bazı yöre sitelerine gönderdiği onun ölüm haberini içim burkularak okumuştum.

Kiğı yiğit bir evladını kaybetmişti. Bir duygu adamını, “insan pırlantasını”, ulu çınarını, halkının kadim dostunu yitirmişti. Güle güle iyi yürekli, güzel insan…

Güle güle Hasan bey…

Senin hatıran ve bilge duruşun önünde saygı ile eğiliyorum.

Mehmet ULUSOY - 18 Nisan 2009

 


Haber okunma sayısı: 1610



Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÇOK OKUNANLAR

Listelenecek kayıt bulunamadı

BİNGÖL - HAVA DURUMU

BINGOL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ